search instagram arrow-down
ebru melekoğlu

Kategori Bulutu

Genel

Popüler Yazılar & Sayfalar

Kadın cinayetlerinin psikolojik ve reyting gerçekleri

“MELEK İPEK CİNAYETİ” diye haberlerde bu başlıkla verilmişti. Kadının bu aşağıdaki halini görünce kadının son çaresinin bu olduğunu görüyoruz.

Çocuklardan biri ‘Babamın eli ağırdı. Bizi de çok döverdi. Geçen hafta da annemin kafasında ütü kırdı. Yaşasın artık babam gelmeyecek, biz dayak yemeyeceğiz değil mi?’ demiş. Konuyu anlatmayacağım. Hemen hemen herkes vakıftır, bu konuya.

Pınar Çelik, Esen Dülger, Şule Çet … Bu bitmeyen döngünün nedeni nedir?

Bu döngünün nedeni için; Sosyal Öğrenme Kuramı, şiddet eğilimini ödül ve cezalarla, öğrenilmiş deneyimlerle tetiklenebileceğine değinir. Bu yaklaşımda insanın doğasına ait saldırganlık hisleri inkâr edilemez. Bu saldırganlık hislerinin davranışa dökülmesinde, sosyal öğrenmelerin etkili olduğu savunulur. Kişi kendi deneyimleriyle elde ettiği çıkarımlar sonucunda da eyleme geçebilir  medya aracılığıyla dizilerde filmlerde gördüğü şiddet hareketlerinin ödüllendirildiğini görmesi sonucu da eyleme geçebilir.

Bireysel psikolojinin babası Alfred Adlere göre “bir çocuk dünyaya gözlerini açtığı andan başlayarak çevresindekilerden nefret görürse, kolay kolay hayatta kalamaz, büyük bir kesinlikle yok olup gider” demiş. Bazıları ise içindeki aşağılık duygusunu bastırmak için üstünlük kompleksi geliştirir ve çevresindekilere içindeki nefreti yansıtabilir.

Adler insanın aslından dost ve yardımsever olduğunu, sevgi ve toplumsal duygunun eksikliği, kişiyi normal olmayan davranışa ittiğini söyler. Ailesi, toplum, yaşadığı çevre tarafından suistimale uğrayan çocuk, diğerlerine karşı sevgi besleyemediği gibi hedeflerini diğer insanlara ters şekilde tasarlar. Örnek olarak ülkemizde de sorun olan sokak çocuklarının çeteleşmesini verebiliriz.

Psikanalatik kurama göre İnsan doğası gereği doğuştan getirdiği yıkıcı eğilimlere sahiptir ama yine de Psikanalitik kuram dahil birçok kuram sevgi ve onay eksikliğinden kaynaklanan yetersizlik duygusunun; şiddetin en önemli kaynaklarından biri olarak görür. Çağdaş yazarlardan Gruen şiddeti “ İçimizde ki kendimizin, bütün iyi dileklerimizin, bütün mutlu çocuk olmalarımızın, sevilmek istemelerimizin, yarım kalmış çocuk ruhumuzun var olmak için giyindiği elbise” olarak nede güzel tanımlamış.

Tüm bu birkaç kuramın sunduğu bilgiler dışında, kadına şiddetin reytingi bol toplumsal bir suç olması da yadsınamaz. Hepimiz duyduk, bardan çıkarken tecavüze uğrayan genç kadının başına gelenin müstahak olduğu söylemlerini. Ya da bir mini etek, erkek nefsinin gıdıklanmasına sebep olabiliyor hala ülkem de. Hatta bazı sözüm ona kadın programlarında annelik üzerinden söylemlerle kadının yapması ve yapmaması gerekenler masaya yine kadınlar tarafından yatırılıyor.

Bu konular hakkında, çok şey konuştuk ama kadının şiddet gördüğü, aşağılandığı diziler nedense reytinglerde birinci sıraları aldı.

Hatta şu örneği gördüm; başrol oğlanı ile başrol kadını birbirlerini seviyor ama işte kadın trib atıyor, oğlan bunu kıskanıyor, kolundan çeke çeke tuvalete sokuyor. “Sen benimsin” diyor kadını dudaklarından zorla öpüyor. Karşısında ki başrol kişisi de “höst ulan sen kim köpeksin, homodeus” diyemiyor bir, iki ık mık yapabiliyor sadece. Çünkü senaryo (reyting) gereği kadının da hoşuna gidiyor, televizyon karşısında izleyenlerinde belli ki hoşuna gidiyor ki hala bu söylemlerin olduğu diziler reytingler de ilk sıralarda.

Şu sahneyi gözünüzde bir canlandırın, bunu normal bir bireye izletseniz bile sevgiyi aşkı böyle kodlayabilir:“Kadınlar naz yapar ama ister.” Bir kere şu diziler de izin isteyip öpen bir adamı göremedik. Çünkü; kalemleri riski ve zoru sevmiyor, kolaya kaçıyor. Böyle bir karakteri romantik verecek, sevdirecek yetenek yok. Yani yine yağmur yağsın, şarıl şarıl. Yağmur şart çünkü romantiklik seviyeleri böyle, bununda üstüne bir çıkamadılar. Baş erkek yine seksi baksın rol kessin, kadına yaklaşsın, kadın ona yaklaştıkça öpsün ya da kadının suratı yaklaştıkça adam, “öpmek istiyorum” desin, kadın adım attıktan sonra öpüversin. Hayvan adamlardan, kahraman yaratılıyor bu kadar kadın cinayet varken. Bu durum, leş yiyici karga misali değil mi? Kadın kanı üstünü düğün pistine çevirmektir bu.

Yani Türk dizilerini izliyoruz ve izledikçe diyorum bu sahnenin gazıyla kimler kimlere ileride neler yapacak. Hiç etrafınızda aşktan gözü kör olmuş insan görmediniz mi? “Arkadaşım unut adamı düşsün yakmadan dedi artık sil şu terbiyesizi” diye söylüyorsun. Dost kişisi “ bana bağlanmaktan korkuyor” diyor. Şimdi sen gel bunu bizim Cafer’e anlat! Kadın kişisi Deli seven Cafer’in suratını bile görmekten tiksiniyor. Ama bizim Cafer, izlediği dizilerle sevgisiz kalmış Cafer, kadının kolundan tutup zorla tuvalete çekip yapışıyor kadının dudaklarına. Şimdi Cafer’e göre bu taciz değil bu sevgi şeysiii, bu aşkın şeysiii, bu naz niyaz. Anladınız mı? Aynı Cafer, savcı oluyor “kızın giydiği eteği cezayı hafifletici unsur olarak görebilir” diyor. Kız diyor kadın demiyor sonra kızıyoruz…

Misal 1 Sefirin kızı / Cafer Muğla’da

Korkunç bir hikayesi var, kadın karakter bakire olmadığı için düğün gecesi kocası Cafer tarafından “kız mıdır, kadın mıdır bilinmez” denilip evden atılıyor. Cafer kadını yere atıyor, hırpalıyor. Kadın bütün bunlara rağmen “Cafer de Cafer” diyor. Ve diziyi izleyenler bu iki kişinin kavuşmasını bekliyor. Ya kadının verilmiş sadakası varmış, kadın sevdiği için değil sırf onu bakire olmadığı için ret eden adama ona şiddet uygulayan adama bedel ödetmeye gelsin. Dizinin adı da berdel değil “bedel” olsun. Baş rolleriniz neden cani? Neden o güzelim kızlar bu caniler için helak oluyor.

Misal 2 HERCAİ / CAFER VE TESBİHİ VE GÜMÜŞ YÜZÜĞÜ

Konusu yine avlulu evler, töre üzerine kurulu, silahlar…Kadınlar, erkeğin arkasında şiddetlerini destekleyen tipler. Kadını esir alan intikam için kullanan bir Cafer de burada var. Tespihi var. Gözleriyle ekrana ateş ediyor Cafer.

Misal 3: Sen Anlat Cafer pardon, Sen Anlat Karadeniz

Kadına şiddet, kan silah başka bir şey değil.

Misal 4: Doğduğun Ev Kaderindir/ Doğduğun evin tapusu Caferindir. Hepsi Caferindir, herşeyimiz Caferindir. Alın yazım da Caferin el yazmasıdır. Hepsi hepsi…

Sevdiği kadını kalbinden vurmalar, öldürmeler. Sonra o kadar aşık ki Cafer, kendi canına da kıyıyor. Aşkı ne güzel anlatmış değil mi? Öldürebilirsin eğer çok aşıksan hızını alamadıysan kendini de öldürebilirsin. Aşk böyle bir şey ölümüne… Aşk bu değil Cafer Cafeeeeerr.

Tepki almamak adına bide dizinin sonunda sözüm ona “kadın’a şiddet’e hayır” diye spot bilgiler verilmesi.

Komik olmayın, güya şiddete karşıyız mesajlarını vereceksiniz diye, ballandırarak öldürüyorsunuz kadınları. Şimdi bütün canilikleri yapıp edip “kadına şiddete tepki çekmek için yaptık demeyin” hayatın gerçeği değil böyle böyle kadının gerçeği yaptınız.

This entry was posted in Genel.
Bir Cevap Yazın
Your email address will not be published. Required fields are marked *

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: